Dolayısıyla yüksek karbonhidratlı bir öğünden sonra kişiler kendilerini daha az depresif, daha canlı; düşük karbonhidratlı bir öğünden sonra ise yorgun ve uykulu hissetmektedir. Ayrıca düşük karbonhidrat alımı, bireylerin sinirlilik, gerginlik ve depresyon duygularını artırmaktadır. Karbonhidrat türü de burada önem taşımaktadır.Yüksek oranda basit karbonhidrat(şeker, bal, reçel vs.) içeren bir öğün yorgunluğa neden olurken, bireyi kısa sürede acıktırmaktadır.
Yine başka bir görüşe göre de kahvaltıda diyet lifi tüketen kişiler kendilerini daha iyi hissetmekte, depresyondan uzaklaşmakta ve uzun sürede acıkmaktadırlar. Yağ alımı ile depresyon arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düşük yağ içeren diyetler bireylerin ruh halini olumsuz yönde etkilemekte ve bireylerde uyuşukluğa neden olmaktadır. Yağ asitlerinden ise omega-3 ve omega-6 yağ asit tüketimi bireyleri depresyondan uzaklaştırmakta ve rahatlamalarını sağlamaktadır.Ayrıca bu yağ asitleri uyku kalitesini de artırmaktadır.
Makrobesin öğeleri(karbonhidrat, protein, yağ) dışında mikrobesin öğeleri(vitamin ve mineraller) de psikoloji ile yakından ilişkilidir. Yapılan birçok çalışmaya göre, folik asit yetersizliği depresyonu beraberinde getirirken tiamin alımının artırılması, ruh durumunu geliştirmektedir. Demir eksikliğinde ise depresyon, ilgisizlik, yorgunluk gibi semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca B12 vitamin yetersizliğinde bilişsel bozukluklar, bunama ve psikozlar sık görülmektedir.
Sonuç olarak yemek, sadece besin kaynağı olarak değil, bir mutluluk kaynağı olarak da yenilmektedir. Düşük enerjili, geçici olarak hızlı kilo verdiren diyetler bireylerin fizyolojik ve psikolojik sağlığını olumsuz etkilemektedir, gerek fizyolojik, gerek psikolojik maksimum fayda sağlayabilmek için her besin grubundan yeterli ve dengeli tüketilmeli, hızlı kilo verdiren düşük enerjili diyetlerden kaçınılmalıdır.